Hukuk ve yargı
Türkiye'nin 2016'da Eklediği İstinaf Kademesi ve Mahkeme Sistemini Nasıl Değiştirdiği
20 Temmuz 2016'da Türkiye, bölge adliye mahkemelerinin yeni bir ikinci derece olarak devreye girmesiyle mahkeme sistemini iki dereceliden üç dereceli yapıya geçirdi. 5235 sayılı Kanun'a dayanan bu reform, yalnızca yargının dikey yapısını değil, aynı zamanda çoğu davanın nerede sonlandığını ve hangi ölçütlere göre karara bağlandığını da değiştirdi.

2016'da Üç Dereceli Sisteme Geçiş
2004 yılında yayımlanan 5235 sayılı Kanun, bölge adliye mahkemelerinin yasal dayanağını oluşturdu. Ancak bu kanunun 12 yıllık bir gecikmenin ardından ülke genelinde nihayet yürürlüğe konulması 2016 yılını buldu. 7 Kasım 2015 tarihli bir kararname, Hukuk ve Ceza Muhakemesi Kanunları kapsamında teşkilatlanan bölge mahkemelerinin 20 Temmuz 2016'da faaliyete başlayacağını kesinleştirdi. Bu durum, yerel mahkeme kararlarının doğrudan Yargıtay'a temyiz edilebildiği iki dereceli yapının sonunu getirdi ve yerini üç dereceli bir sisteme bıraktı: yerel mahkemeler (ilk derece), bölge mahkemeleri (ikinci derece) ve üçüncü derece olarak Yargıtay (Temyiz Mahkemesi).
İlk bölge mahkemeleri ağı yedi ana merkezden oluşuyordu: İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Erzurum, Gaziantep ve Samsun. Bu reforme edilmiş yapı, kanun yolu incelemesini yerelleştirmeyi, Yargıtay'ın iş yükünü hafifletmeyi ve üçüncü ve son dereceye gitmesi gerekmeyen dosyaları elemeyi amaçlıyordu. Fakat bu reformun tüm sonuçları ancak takip eden yıllarda netlik kazandı.
İstinafın İlk Derece ile Temyiz Arasına Kattıkları
2016 reformunun getirdiği en temel unsur, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na dayanan istinaf kademesiydi. Bu durum üçlü bir kanun yolu sistemi yarattı: taraflar yerel mahkeme kararını önce bölge mahkemesine götürebiliyor, ancak bölge mahkemesinin kararı temyize tabi ise dosyayı Yargıtay'a taşıyabiliyordu.
İstinaf başvuruları hem usul hem de esas yönünden yapılabiliyordu. Bu da istinafı, ilki bölge mahkemesine ve ikincisi Yargıtay'a olmak üzere kalan iki ana kanun yolunun tam ortasına yerleştirdi. Özünde istinaf ikinci bir derece incelemesiyken, Yargıtay yalnızca kararın hukuka uygunluğuna odaklanır.
Bölge Mahkemeleri Vakıaları ve Hukuku Nasıl İnceler
Yargıtay geleneksel olarak hukuki denetime odaklanmışken, bölge mahkemelerine daha geniş yetkiler tanındı. Her bölge mahkemesi en az üç hukuk ve iki ceza dairesi şeklinde teşkilatlanmıştır. Bu daireler yerel mahkeme kararlarını hem inceleyebilir hem de kaldırabilir.
Bölge mahkemeleri ayrıca yeni veya mevcut delilleri inceleyerek hem maddi vakıalar hem de hukuki konular hakkında karar verme ve baştan inceleme (de novo) yetkisine sahiptir. Birçok kararı bölge düzeyinde kesinleştirip Yargıtay'a hiç ulaşmamasını sağlayarak kısmen veya tamamen kesin kararlar verebilirler. Bu genişletilmiş yetki, çoğu davanın ikinci bir yargısal inceleme için nihayetinde Yargıtay'a ulaşabildiği önceki sistemden ciddi bir değişimi temsil etmektedir.
Yargıtay'a Hangi Davaların Ulaşacağının Filtrelenmesi
2016 reformu, bölge mahkemelerini daha esaslı bir ikinci derece haline getirerek Yargıtay'ın iş yükünü azaltmayı hedefledi. Bölge mahkemelerinin temyizi kabil kararları, 1 Haziran 2024 itibarıyla iki haftaya indirilen 15 günlük süre zarfında halen Yargıtay'a taşınabilmektedir.
Ancak kısa süreli hapis cezalarını, hafif suçları, adli para cezalarını ve yalnızca müsadereye ilişkin hükümleri içeren ceza davaları Yargıtay'ın temyiz denetiminin dışında tutulmuştur. Bu durum, bu tür davalarda bölge mahkemesinin kararını kesin kılarak yüksek mahkemeye intikal eden dosya hacmini daha da azaltmaktadır. Hukuk davaları gibi diğer dava türleri de dava değerine veya konu kategorisine bağlı olarak bölge mahkemesinde kesinleşmektedir.
Yeni Kesinlik: Çoğu Davanın Artık Sonlandığı Yer
2016 reformundan bu yana, eskiden Yargıtay'da değerlendirilen birçok dava artık bölge düzeyinde sonlanıyor. Bunun nedeni, belirli ilk derece kararlarına yönelik kanun yolu değerlendirmesinin bölge mahkemelerine devredilmiş olması ve Yargıtay'ın bu davaları artık incelememesidir. Bu da bölge mahkemesi kararlarını hem hukuk hem de ceza davalarının önemli bir kısmı için olağan son söz haline getirdi.
Hukuk uyuşmazlıklarında dava değeri veya konu bakımından belirli parasal sınırların altında kalan davalar Yargıtay'a götürülemezken, ceza davalarında ise görece kısa süreli hapis cezaları, bölge mahkemesinin ilk derece cezasını artırmadığı davalar ve adli para cezası gerektiren hafif suçlar bölge mahkemesinin kararıyla kesinleşmektedir.
Dava Taraflarının İstinafı Kullanma Konusunda Bilmesi Gerekenler
Sonuç olarak Türkiye'deki dava tarafları için istinafı ikinci bir derece olarak kullanabilmek, davalarının özel niteliklerine bağlıdır. Taraflar kural olarak yerel mahkemenin kararını bölge mahkemesine taşıyacak, burada hüküm usul ve esas bakımından değerlendirilecektir. Bölge mahkemesi kararı temyize açıksa, belirlenen süre içinde Yargıtay'a ek bir olağan kanun yolu mevcuttur.
Ne var ki, genellikle daha düşük dava değerlerini veya hafif suçları içeren net şekilde tanımlanmış belirli dava kategorileri için bölge mahkemesinin kararı kesin olacaktır. Bu kategoriler arasında belirlenen parasal sınırların altındaki hukuk davaları ile kısa süreli hapis cezalarını, adli para cezalarını ve yalnızca müsadereye ilişkin hükümleri içeren ceza davaları yer alır. Bu nedenle tarafların, davalarının daha ileriye gidebilecek kategoride mi yoksa bölge mahkemesinde sonlanacak grupta mı olduğunu dikkatle tespit etmeleri gerekir; bu da bölge mahkemesinin yetkilerinin ve kanunda belirtilen özel istisnaların titizlikle okunmasını gerektiren bir iştir.